11.12.2020 Cuma

KÜLTÜR VE DEPRESYON

Kültür, bir çok manaya gelmekle birlikte, başlarda ekmek-biçmek anlamında kullanılmış, günümüzde ise yaygın olarak ‘insan eliyle yapılmış olanı’ ifade etmek için kullanılmaktadır. Kültür kümülatif bir kavram olup, bir toplumun yaşam tarzı, bilgi, inanç, ahlak, sanat, aile içi ilişkiler gibi maddi ve manevi unsurları kapsar.




Kültür Farklılıklarının Depresyona Etkisi: Türkiye’de Depresyon

Kültür, bir çok manaya gelmekle birlikte, başlarda ekmek-biçmek anlamında kullanılmış, günümüzde ise yaygın olarak ‘insan eliyle yapılmış olanı’ ifade etmek için kullanılmaktadır. Kültür kümülatif bir kavram olup, bir toplumun yaşam tarzı, bilgi, inanç, ahlak, sanat, aile içi ilişkiler gibi maddi ve manevi unsurları kapsar. Topluma ait bireyin, hissedeceği her duyguda, vereceği her kararda kültür önemli bir faktördür. Ülkemizde toplumun ve kültürün baskısı bireyler üzerinde çeşitli etkiler bırakabilmektedir.


Depresyon, en eskiye dayanan psikiyatrik bozukluklardan biridir. Depresyon tanısının konma süreci ise farklı kültürlerde farklı şekillerde işlemektedir. Depresyonun da içinde bulunduğu psikiyatrik bozuklukların kültürel farklılıklarını inceleyen çalışma alanı ‘kültürel psikiyatri’ olarak adlandırılır (cimilli, 163, 2003). Kültürel psikiyatride bulunan postmodernist bakış açısı, tüm sıkıntıların bilimle çözülebileceğine, ruhsal hastalıkların kültürle bir bağlantısının olmadığına inanılan modernist bakış açısına karşı olarak ortaya çıkmıştır.
İlk araştırmalarda depresyonun maddi sıkıntı çekmeyen ve gelişmiş ülkelerde yaygın olduğu bilinmekteyse de, sonrasında yapılan araştırmalarda depresyonun evrensel ve yaygınlığının tüm dünyada yaklaşık düzeylerde olduğu saptanmıştır. Depresyonu ortaya çıkaran faktörlerin sebepleri kültürler arasında büyük benzerlikler gözlenmesine rağmen, Batı kültürünün depresyona bakış açısı ile, diğer kültürlerin depresyona bakış açısı arasından bir çok farklılık bulunmaktadır. Bu farklılıklar depresyona tanı konma süreci ve tedavi yöntemi noktasında ortaya çıkmaktadır.


Batı’da modernist bir bakış açısıyla yapılan çalışmalar, ülkemizde de başlarda bu yöntemlerle yapılmıştır. Bunun başlıca sebeplerini, devlet politikası ve aydın kesimin düşünce yapısı olarak iki kategoriye ayırabiliriz. Türkiye’nin henüz gelişmekte olan bir ülke olması, maddi olanakların kısıtlı olması ve kaynaklara yeterli bütçenin ayrılmaması, Türk hekimlerinin ve araştırmacılarının maddi kaygı yaşamasına sebep olduğundan depresyona yönelik çalışmaların yetersiz veya modernist olmasına neden olmuştur. Otoriter yönetim anlayışı da etnik, dinsel farklılıkların dillendirilmesini hoş karşılamadığından, araştırmacıların kültürel konulardan kaçınmasına, modernist bakış açıyı benimsemelerine sebep olmuştur.


Türkiye’nin coğrafi konumu gereği farklı kültürlerle bir arada yaşanmasının, Asya ve Avrupa’da toprak bulunmasınının sosyolojik olarak bazı etkileri olmuştur. Yüzyıllardır Batı kültürüyle tanışık olan ülkemiz, 18. Yüzyıldan bu yana tercihini Batı’ya dönük olmaktan yana yapmıştır. Türk aydınının kendini ‘Batılı’ görmesi, araştırmalarında modernist yöntemler kullanmasını sağlamıştır. Bu da halk ile aydın kesim arasında çatışma çıkarmıştır. Ancak Türkiye’nin son 50 yıldaki kentleşmeye dönük değişimi ve devlet politikasının da bu yönde olması kültürel farklılıkları azaltmış ve kültürel yapının homojenleşmesine sebep olmuştur. Bunun sonucu olarak çatışma azalmış, toplum modernleşmiş ve psikiyatri de daha göz önünde olmuş, depresyonun kültürel ele alınışı da böylece başlamıştır.

Türkiye’de depresyonun kültürel çalışmaları birkaç başlık altında toplanmıştır;

• Depresyon epidemiyolojisi çalışmaları yani toplumdaki belirli bir hastalığın ve sağlık
durumunun dağılımını incelemeye yönelik çalışmalar başlangıçta sadece büyük kentler ve büyük kentlerin etrafında yapılsa da, ülke çapında sağlık imkanlarının artmasından sonra Anadolu’da da yapılmaya başlanmıştır. Farklı yöntemlerin kullanıldığı bu araştırmalarda türlü prevalans1 sonuçları elde edilmiştir. Buna bağlı sonuç olarak Türkiye’de görülen depresyon oranlarının diğer ülkelerden pek de farklı olmadığına rastlanmıştır. Bu çalışmalarda ortaya çıkan diğer önemli bulgular da kadın olmak, 40 yaşın üzerinde olmak, dul ve boşanmış olmak, alt sosyo-ekonomik düzeyden olmak, olumsuz yaşam olaylarının fazla olması ve ailede depresyon öyküsünün olması (Küey ve Güleç 1993) Türkiye’de depresyona sebep olan bu faktörlerdir.

• Depresyonda yakınmaları ve belirti dağılımını araştıran çalışmalarda ise kültürler arasında en büyük farklılığın depresyonu dillendirmede olduğu ortaya çıkmıştır. Batı dillerinde depression kelimesinin ifade ettiği şeyle halkın kullanımı benzer olduğu için kendilerini anlatmaları daha da kolaylaşmıştır. Oysa Depresyonun Klinik Özellikleri (1995) çalışmasında Türkiye’de psikiyatri uzmanlarına başvuran hastaların belirtileri uykusuzluk ve sıkıntı en sık görülen iki yakınma olmuştur (Küey ve Güleç 1995).

Depresyonu dışavurum farklılıklarına baktığımızda Batı toplumlarının daha çok suçluluk duygusu, negatif düşünceler gibi belirtiler sunarken, diğer toplumlarda somatik2 belirtiler sunulduğu bazı çalışmalarda gösterilmiştir. (Leff 1981, Tseng ve Mc Dermott 1981). Türkiye’de depresif bozukluğu olan hastaların %60’ı bedensel yakınmalarla başvururken, %24’ü ruhsal yakınmalarla başvurmuştur (Üstün ve Von Korff 1995). Bu çalışmalardan da Türkiye’de hastaların bilişsel yakınmalarla uzmanlara başvurma oranının ne kadar az olduğunu görebiliriz.
Depresyonda tanı koyma sorunları hakkında yapılan çalışmalar ele alındığında Türkiye’de depresyonun ‘tedavi edilebilir’ bir hastalık olarak görülmemesi yüzünden uzman başvuruları yapılmadığı gözlenmiştir. Başvuruların daha çok temel sağlık hizmetleri alanındaki doktorlara yapılması ve o alandaki doktorların verilen eğitim, sağlık sistemi sorunları, toplumun ruhsal hastalıklara bakış açısı, başvuru yakınmalarının yetersizliği gibi sebeplerle depresyonu tanı koyamadığı da bu çalışmalarda belirtilmiştir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin sosyokültürel özellikleri sebebiyle depresyon çalışmalarının yeterli sayıda ve doğru bakış açısıyla yapılmadığını belirtebiliriz. Ancak bazı yörelerde yapılan sosyalizasyon ve modernizasyon çalışmalarının gün geçtikçe depresyonun tıbbi bir sorun olarak kabul edilmeye başlanmasına yardımcı olarak ve buna bağlı olarak da epidemiyolojik çalışmaların ülkemizde artmasına destek olduğu gün geçtikçe de daha da farkedilecektir. Bu alanda psikiyatri uzmanlarının ülkedeki değişen bu bakış açısına bağlı olarak yazdıkları her türlü kaynak depresyonun kültürel çalışmalarına destek sağlayacaktır.

Zeynep Sude DUMAN



Benzer İçerikler