27.07.2021 Salı

KÜÇÜK ALBERT DENEYİ

Küçük Albert deneyi, Amerikalı psikolog John B. Watson'ın öğrencisi Rosalie Rayner ile birlikte klasik koşullanmanın insanlar üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla Johns Hopkins Üniversitesi'nde gerçekleştirdiği bir deneydir. Deney, temel olarak korkunun doğal bir tepki mi olduğu yoksa öğrenilebilir ve kazandırılabilir bir deneyim mi olduğunu anlamak üzerine tasarlanmıştır.




BİLİM DÜNYASININ EN KORKUNÇ DENEYİ:

KÜÇÜK ALBERT DENEYİ (LITTLE ALBERT EXPERIMENT)

 

Küçük Albert deneyi, Amerikalı psikolog John B. Watson'ın öğrencisi Rosalie Rayner ile birlikte klasik koşullanmanın insanlar üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla Johns Hopkins Üniversitesi'nde gerçekleştirdiği bir deneydir. Deney, temel olarak korkunun doğal bir tepki mi olduğu yoksa öğrenilebilir ve kazandırılabilir bir deneyim mi olduğunu anlamak üzerine tasarlanmıştır.

 

Tarihin en önemli psikolojik deneylerinden biri olarak kabul edilen bu deneye başlamadan önce deneyin baş kahramanı 8 aylık bir bebek olan Albert’e bir dizi duygusal test yapılır. Albert’e sırasıyla beyaz bir fare, tavşan, yanan kağıt parçaları, peruk, maske gibi ilk kez karşılaşabileceği nesneler ve durumlar gösterilir. Amaç, Albert’ın bunlara koşulsuz (doğal) tepkisi olup olmadığını incelemektir. Sonuç olarak Albert, gördüğü hiçbir nesneye karşı korku göstermez; her şeye gülümser.

 

Bu testten sonra Albert'ı boş bir odaya götürürler. Odada Albert'ın üzerine oturduğu bez yatak haricinde hiçbir eşya bulunmaz. Daha sonra Watson ve asistanı Rayner odadan çıkar, yalnız bıraktıkları Albert'ın yanına beyaz laboratuvar faresi salarlar. Albert, fareden korkmadığı gibi, tam tersi bir tepki göstererek fareyi çok sever, yakalamaya çalışıp, gülmeye başlar.

 

Artık bir sonraki aşamaya geçmeye hazırdırlar. Albert, fareye her dokunduğunda iki demir çubuğu (biri çekiç, diğeri çelik çubuk) birbirine vurarak rahatsız edici sesler çıkarmaya başlarlar. Sesleri duyan küçük Albert ağlamaya başlar. Oda yeniden sessizleşince fareyle oynamaya devam eden Albert, yine fareye dokunduğu ilk anda psikologların çıkardığı o gürültülü sese maruz kalır.
Ağlaması yatışıp, aklı tekrar fareye kayan Albert, dokunmaya çalıştığı an hep aynı sesi duyduğu için fareye dokunmaktan korkmaya başlar. Bu deney birkaç gün sürer ve tekrarlanır.
Watson ve Rayner deneyi ileri noktaya taşıyıp tavşan ve başka tüylü objeler de getirirler. Çıkan sonuç: Albert, özellikle beyaz renkli, tüylü bir nesne görse ondan korkup, ağlamaya başlar ve kaçmak ister.

 

Artık Albert gördüğü pamuk, beyaz tavşan ve benzer nesnelerin karşısında demir çubuklarla çıkarılan ses olmamasına rağmen korkmaya başlar. Vardıkları sonuçla yetinmeyen psikologlar, son olarak beyaz sakallı ve tüylü kostümler giyerek odaya girerler. Karşısında git gide büyüyen tüylü nesneler gören zavallı Albert’ın korkusu artık hafızasına tamamen kazınır. 1920’lerde yapılan bu deneyle bilim insanları koşullu korkuyu kanıtlar. Fakat deney uğruna 8 aylık bir bebeğe yapılan koşullandırmayı geriye almadıkları, onu iyileştirmedikleri için büyük tepki çekerler. Gerçi Albert'ın ruh sağlığı için bir iyileştirmeye başlasalardı da, geçmişin derin ve karanlık izlerini ne denli silebileceklerdi bilinmez.

 

American Psychological Association verilerine göre ise Küçük Albert’in asıl adı Douglas Merritte.
Kayıtlara göre Douglas, 6 yaşında hidrosefali’den (beyinde su toplanması) hayatını kaybetmiştir.

Sebile Ecemnaz KOKAL



Benzer İçerikler