10.12.2020 Perşembe

KİŞİLİĞİMİZ NASIL OLUŞUR?

Kişilik, bir kişinin süreklilik gösteren ve kendine özgü olan davranışlarının tümüdür. Genetik ve çevresel faktörlerin bir arada şekillenmesi sonucunda oluşur. Kişiliğin oluşumu doğum öncesi ve doğum sonrası olmak üzere iki dönemde gerçekleşir. Kişiliğin oluşumunda rol oynayan en önemli etkenler beyin yapılanması, annenin duygu ve davranışları, anne-bebek arasındaki bağ, temel güvenlik duygusu ve benlik oluşumudur. Bu makalede kişilik oluşumunu sağlayan başlıca etkenleri açıklamaya çalışacağım.




KİŞİLİK NEDİR?
Kişilik, bireyin kendine özgü olan bedensel ve ruhsal davranış biçimlerinin tümüdür. Bireyin özünü oluşturur. Bireyin düşünme, hissetme, insanlarla ilişki kurma, ilişkilerdeki davranış biçimleri, tepkileri gibi genel özelliklerini kapsar. Dolayısıyla, bireyin kendine özgü davranışlarının bütünü olarak tanımlanır ve bireyleri birbirinden farklı kılan özelliklerin bütünüdür.

GENETİK VEÇEVRESEL FAKTÖRLERİN KİŞİLİĞİN OLUŞMASI ÜZERİNE ETKİLERİ
Kişilik, genetik faktörlerin çevre ile kurulan ilişkilerle birlikte şekillenmesi sonucunda oluşur. Araştırmalar insan kişiliğinin bir kısmının genetik faktörler ile şekillendiğini söyler fakat genetik faktörler yalnızca eğilimlerdir. Bu eğilimlerin kişilik üzerindeki etkileri bireyin çevresi ve dış faktörler ile belirlenir. Kişiliğin oluşmasında ne yalnızca genetik faktörler etkilidir ne de yalnızca çevresel faktörler. Esasen bu iki faktör birleştiğinde bireyin kişiliği oluşur.

KİŞİLİĞİN OLUŞUMUNDA DOĞUM ÖNCESİ DÖNEM
Kişilik oluşumu anne karnında başlayan bir süreçtir. Bebek belirli bir beyin yapılanmasıyla dünyaya gelir. Bu beyin yapılanması ise rahimde, anne ve babanın genetik yollarla aktardığı bilgiler sayesinde oluşur. Bebeğin beyin yapılanmasını dolaylı yoldan etkileyen en önemli faktör bebek anne karnındayken annenin salgılamış olduğu hormonlardır. Bu hormonlar kan dolaşımı yoluyla rahime ulaşır ve bebeği etkiler. Annenin hormon salınımını etkileyen şeyler ise hamilelik döneminde yaşadığı travmalar, olaylar ve yaşadığı olaylara verdiği tepkiler ve ruh halidir. Anne bilinçdışı bir şekilde bu duygusal tepkilerini ve ruh halini hormal salınım yoluyla bebeğine aktarır. Hamilelik sürecinde anne eğer mutlu, pozitif, neşeli, huzurlu ise bebeğinin beyin yapılanması daha olumlu yönde gelişme gösterir fakat anne eğer mutsuz, kızgın, huzursuz, stresli, kaygılı ise bebeğin beyin yapılanması olumsuz bir gelişim kaydeder. Bu faktörler bebeğin kişilik oluşumunda dolaylı yoldan etkili olsa da bir bebeğin gelişiminde ve bireyin kişiliğinin oluşumunda anne faktörünün daha rahimdeyken bile ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

KİŞİLİĞİN OLUŞUMUNDA DOĞUM SONRASI DÖNEM
Kişilik oluşumundaki ilk evre olan ve bireyin kişiliğini dolaylı yoldan etkileyen doğum öncesi dönemin ardından bebek dünyaya gelir. Bebek dünyaya geldikten sonra yaklaşık 0-5 yaş arasını kapsayan döneme doğum sonrası dönem denir. Doğum sonrası dönem bireyin kişiliğini en önemli ölçüde ve doğrudan etkileyen dönemdir.

Yeni doğan bir bebek dünyaya savunmasız olarak gelir ve birkaç refleksi dışında kendisini koruyabilecek ya da kendi bakımını yapıp ihtiyaçlarını giderebilecek bir mekanizmaya sahip değildir. Dolayısıyla bakıma ve ilgiye muhtaçtır. Fizyolojik ihtiyaçlarının yanı sıra bebeğin en çok ihtiyacı olan şey bir birey olarak sevgi ve kabul görmedir. Sevgi ve kabul ihtiyacının karşılanması beraberinde güven duygusunu da getirir. Bebeğin en çok ihtiyacı olan ve kişiliğinin oluşumunda doğrudan etkisi olan şey temel güven duygusudur. Bebeğin bu güven duygusunu ancak annesi karşılayabilir. Temel güven duygusu anne-bebek arasındaki tutarlı, sürekli ve pozitif ilişki sayesinde gelişir. Anne, bebeğin dünyayla güvenli bir ilişki kurması için bir dayanaktır. Bebeğin annesiyle ilişkisi bebeğin kişiliği üzerinde kalıcı etkiler bırakır. Yeni doğan bebek henüz annesi ile kendisini ayırt edemeyebilir hatta zaman zaman annesi ile kendisini aynı kişi bile zannedebilir ve bu sebeple annesinin duygularını, davranışlarını, ruh halini içselleştirir. Bu durum şu benzetmeyle açıklanabilir: ‘’Bebek, annenin aynası gibidir.’’ Bebek, annesinin ona olan ilgisini ya da ilgisizliğini, sevgisini ya da sevgisizliğini yani olumlu ya da olumsuz her türlü duyguyu sezgisel yolla algılar ve içselleştirir. Dolayısıyla bebeğin annesiyle arasında kurmuş olduğu bu bağın niteliği bireyin kişiliğine yansıyacak ve özünü oluşturacaktır. Bu bakımdan temel güven duygusu kişilik oluşumunda çok önemli bir etkendir. Temel güven duygusu çevreye güven ve özgüven olmak üzere ikiye ayrılır. Bu güven hissi bebeklik döneminde anne tarafından sağlanmalıdır. Zira yeni doğan bir bebek ilk önce anneyi tanır, anneyi içselleştirir ve anneye ihtiyaç duyar. Eğer bu güven duygusu bebeklik/çocukluk dönemlerinde sağlanmazsa birey insan ilişkilerinde büyük problemler yaşayabilir, insanlardan korkabilir, stres ve kaygıyı yoğun şekilde yaşayabilir. Bebeğin temel güven duygusunun oluşmasını engelleyen belli davranış tipleri vardır: İhmalkârlık, tutarsızlık, sevgisizlik, ilgisizlik, bakımsızlık, kaygı ve stres…

Bebek annenin duygu ve davranış biçimlerini kendi var oluşunun bir parçası haline getirir. Kaygılı bir annenin bebeği kaygılı ve stresli bir birey olabilir. Dengesiz davranışlar sergileyen, sürekli ortadan kaybolan, bazen çok ilgili bazen çok ilgisiz davranan tutarsız bir annenin bebeği yetişkin bir birey olduğunda belirsizliklere karşı aşırı hassas olabilir. Aşırı reddedici ve koruyucu davranışlar sergileyen bir annenin bebeği yetişkin bir birey olduğunda kendi kişiliğini ayrı bir varlık, bütün olarak görmeyip özgüvensiz olabilir. Annesi tarafından ihtiyaçları ve istekleri karşılanmayan bir bebek yetişkin bir birey olduğunda başka insanlardan sürekli bir şeyler bekleyebilir, isteyebilir. Annesi tarafından ilgi ve sevgi görmeyen, sevgisiz büyüyen bir bebek ilerki yaşlarda çevresindeki insanların ona hep ilgi ve sevgi göstermesini arzu edebilir. Bazı kişilerde bitmek tükenmek bilmeyen bir öfke, kızgınlık vardır, bazı kişiler ise duygularını hep bastırır…

Buradan çıkarılması gereken sonuç anne-bebek ilişkisinin bireyin kişiliğinin oluşumunu doğrudan etkilediğidir. Bebek annesine güvenle bağlanabilirse, annesiyle arasında sağlıklı bir ilişki olursa, annesi tarafından sevilirse güven duygusu gelişir. Bebekken annesiyle kurduğu bu bağ ve güven duygusu sayesinde hayatı boyunca sağlıklı düşünen, insanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilen, kendisine değer veren bir birey olacaktır. Dolayısıyla tüm yaşamı boyunca annesiyle kurduğu bu güven bağının meyvesini yiyecektir.

Doğum sonrası dönemde yukarıdaki örneklerde bahsedilen olumsuz anne davranışlarına maruz kalan bebekler yaşamlarının geri kalanında büyük sıkıntılar yaşayabilir. Elbette kişiliği sadece anne tarafından olumsuz davranışlara maruz kalmak etkilemez, babanın da kişiliğin oluşumu üzerinde çok büyük bir payı vardır fakat yeni doğan bebekler annesiyle daha yakın ilişki kurarlar ve anneye daha çok ihtiyaç duyarlar. Bebek annesinden kendisine yönelik sevgi, ilgi, değer, güven gibi en temel duyguları hissedemez ise bu durum bebeğin kişiliğinin üzerinde olumsuz bir iz bırakır. Birey kendisini sevgisiz, değersiz, güvensiz hissedebilir.

Kişiliğin oluşumunda çok önemli olan bir diğer etken bebeğin/çocuğun benliğidir. Bebeğin annesi ile olan ilişkisinin ve bağının yanı sıra bebeğin benlik duygusu da kişiliğini etkiler. Bu konuda çocuğun benliğini sarsan en önemli sorunlardan biri anne-babanın çocuğunu ayrı bir birey olarak kabul etmeyişidir. Bu bazen bilinçli bazen bilinçdışı gerçekleşir. Eğer anne-baba çocuğunun kendine özgü bir dünyası olduğunu, kendi başına ayrı bir birey olduğunu kabullenmez ise çocuk kendisini değersiz ve özgüvensiz hissedebilir. Kendisine yeterince değer vermeyen bir birey haline gelebilir. Bu durum ise bireyin kişiliğini ve hayatını doğrudan olumsuz yönde etkileyecektir.

Bebeğin annesiyle olan ilişkisi, hayatı boyunca insanlarla olan ilişkilerini etkileyecektir. Sağlıklı ve güvenli bir anne-bebek ilişkisi bireyin yaşamı boyunca diğer insanlarla da sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlayacaktır. Fakat güvensiz, değersiz ve sevgisiz temelli bir anne-bebek ilişkisi bireyin yaşamı boyunca diğer insanlarla da sağlıksız ilişkiler kurmasına neden olacaktır. En temel ve en önemli ilişki olan anne-bebek ilişkisi nasıl olursa bireyin diğer ilişkileri de onun bir devamı olarak süregelecektir.

SONUÇ
Erken çocukluk döneminde yukarıda bahsedilen olumsuz anne ve baba davranışlarına maruz kalmak, yetişkin bir birey olduğunda kişiyi zorlayacak psikolojik sorunlara sebep olabilir. Bunlar bireysel bir girişim yaptığımızda suçluluk duymak, otorite figürlerinden korkup çekinmek, seçim yapmakta güçlük ve kararsızlık, başkalarını memnun etmek uğruna kendi bireysel ihtiyaçlarımızdan vazgeçmek, aşırı öfkeli olmak, başkaları ile dostluk ve sıcaklık içerisinde ilerleyen bir ilişki kuramamak, kendine ve başkalarına karşı güvensiz olmak gibi sonuçlar olabilmektedir. Fakat bu sonuçların hiçbirinin kişiliğimiz üzerinde kalıcı etkisi yoktur. Psikoterapi sayesinde bu davranış biçimleri düzelebilir. Psikoterapi ciddi faydaları olan ve bireyin yaşam kalitesini yükselten bir tedavi yöntemidir.

Son olarak üzerinde durulması gereken konu yaşam boyu gelişimdir. İnsan yaşamı boyunca gelişir. Döllenmenin oluşmasıyla başlayan gelişim insan ölene kadar devam eder. İnsan var olduğu sürece gelişim vardır, gelişim var olduğu sürece dönüşüm vardır. Dönüşüm beraberinde değişimi getirir. Bu da demek oluyor ki birey erken çocukluk dönemlerinde her ne kadar ebeveynleri tarafından olumsuz duygu ve davranışlara maruz kalmış olup maruz kaldığı durumlar kendi kişiliğinin oluşumunu olumsuz yönde etkilemiş olsa da insan hayatta var olduğu müddetçe gelişmeye, dönüşmeye ve değişmeye devam edecektir. Bu gelişimin olumlu yönde olması için psikoterapi yöntemi bireye çok büyük bir katkı sağlayacaktır.

KAYNAKLAR
https://www.psychologytoday.com
https://www.tavsiyeediyorum.com

 

Oya ÇATAK



Benzer İçerikler